Amaaaan, itiraf ediyorum: meditasyonu bırakalı çok oldu. Yarım saattir bahanelerimi sıralamaya çalışıyorum. Ama hayır, ben şu an sadece yazmak istiyorum ve siz benim ne kadar ayran gönüllü olduğumu düşünebilirsiniz. Bende genelde böyle olur; ilgi alanlarım bazen hayatımda önemli yer kaplar, bazen silikleşir, bazense tamamen kaybolmuş izlenimi verir. Ama balık vurmuş oltanın mantarı gibi, ilgi denizimde bir görünüp bir kaybolurlar, ve sonra tekrar yüzeye çıkıp, tekrar kaybolurlar.
Geçenlerde, kendimi çok da "orada" hissetmediğim bir barda elime geçen dergide rastladım, Virginia Woolf'un serbest çağrışım yöntemine. Ben de sadece yazmak ve anlatmak amacıyla, bunu denemek istiyorum, çünkü şu an ne sınırları belirli bir hikayem, ne de çevresinde bir öykü yaratacağım odaklarım var. Yalnızca yazmak istiyorum.
Madem ki ilgi odakları dedik (serbest çağrışımın ürkütücü gelen "her an çıplak kalabilirim" hissiyle başladım yazıya) şu anki hayatıma bakalım. Hala yolumu çizmedim. İşimi netleştirmedim. Doktora yapacağım dedim. Ama...Hayır, bunlardan bahsetmek istemiyorum. İnsanlar neden benim Türkiye'de bilim(!)e dair şikayetlerimi okusunlar ki?
Türkiye ve şikayet kelimeleri pek çok şey tetikledi zihnimde. Bilim mi yalnızca, bu ülkede bildiğin mutsuzum, mutsuzuz. Hem kopamıyoruz, ayrılamıyoruz kendisinden; hem de ne bileyim her gün bir adaletsizliğe, bir çirkinliğe, bir düzensizliğe, bir haksızlığa, bir gelecek kaygısına, bir gencin koyu umutsuzluğuna, bir beklentisizliğin bayağı boşvermişliğine ve daha dolu dolu "bin bir" iğrençliklere (hiç sevişmemiş insancıklar gibi diyor bülent ortaçgil ve ben duruyorum!) uyanıyoruz. Eskiden bunca olumsuzluğu sıraladığımda kendimi kötü hissederdim, "kötümser"im sanırdım. Bu günlerde elimde olan "Kalbinle Düşün, Aklınla Hisset"te Yankı Yazgan'ın iyimserliğe değinen yazılarını okuduktan sonra, bunun karamsarlık değil, durum tespiti olduğunu düşünüyorum.
Bizim ülkeyi, kendisini şişman bulup, bir de üzerine bu durumdan nefret edip, kilo vermek için hiçbir harekete geçmeyen bir insana benzetiyorum. Geri kalmışlığın üzerimizde yarattığı kompleksi atmak, bir şeyleri düzeltmek için, içimizdeki "keşke"den daha fazlasına ihtiyacımız var. Boşvermişlikle ve kendimizi tamamen dünyanın dönüşüne bırakarak, isteklerimize ulaşmamız çok olası değil. Çaba lazım, emek lazım, direnmek ve mücadele etmek lazım. Bunların sonucunun da isteğimizi getireceği garanti değil, ama koltuk üzerinde yayılarak, zaten her şey anlamsız ve ulaşılmaz diyerek tüketilen bir hayattan çok daha aktif ve dolu olacağı kesin ilk söylediğimin. Ha bir de tabi yeniden bir aile olmamız lazım, biz Türkiye.
Neyse, sonra devam ederim yazmaya...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder