24 Haziran 2011 Cuma

Binbir Çiçekli Bahçe'den Neler Kaldı?


Yaşar Kemal'in okuduğum ikinci kitabı bu. Birincisi "Yer Demir Gök Bakır"dı, dokuz sene önce okumuştum. Canlı, capcanlı gelmişti dili bana. Yakın hissettirmişti sonra, samimi... Binbir Çiçekli Bahçe ise Yaşar Kemal'in konuşmalarının, çeşitli dergi-gazetelerde çıkan yazılarının bir derlemesi olduğundan, hem Yaşar Kemal'in hayat görüşüyle ilgili fikir veriyor hem de kitaplarındaki bazı kavramlara açıklık getiriyor. Örneğin "Yer Demir Gök Bakır" daki çevresi tarafından ilahileştirilen karakteri, gerçek hayatta insanların yokluk ve çaresizlik durumunda bazı insanlara çok fazla umut yüklemesiyle açıklıyor.

Neler düşündüm bu kitabı okurken?

Mesela Türkiye neler yapmış yazarlarına, düşünen insanlarına? Açlıkla mı "terbiye" etmemiş (bkz. zilli kurt), hapisle mi? Nasıl uygar bi devlet olabilirdik ki biz bu yapılmışlarla?

Bu kitaptan edindiğim en önemli fikir çocuklar ve eğitim üzerine. Öncelikle Yaşar Kemal şu anki eğitim sistemini eleştiriyor. Diyor ki çocuklara insan gibi davranılmıyor. Bu yüzden Hiroşima'nın üzerine atom bombasını atacak düğmeye basabiliyor bir "insan". Çocuklara yaşamdan pay verilmiyor diyor, ciddiye alınmıyor onlar. Sonuna kadar katılıyorum. Mezun olduğumuzda kendimizi çıplak ve vasıfsız hissettiğimiz bi eğitim sistemimiz var. Hayatın neresinden tutacağımızı bilmiyoruz mezuniyet sonrası. Üstelik ailede de hep çocuk muamelesi görmüş olduğumuzdan, sağlıklı bir birey olma ihtimalimiz (eğer varsa!), bir hayli düşüyor. Köy Enstitüleri diyor mesela, böyle bir güzellik vardı diyor. Bir öğreten-öğrenen ast ve üst ilişkisinin olmadığı, çocukların katılımla öğrenebildiği bi eğitim mümkün değil mi? Neden hayatı iyileştirmeye, zenginleştirmeye çalışmıyoruz? Karnı tok, sırtı pek ve üstelik dahasına da aç azınlığın çıkarları için mi biz heba oluyoruz ve çocuklarımız da olacak?

Bir şeyi daha iyice belledim bu kitapla: edebiyat çok güzel bir şey, çok zenginleştirici ve tanıtıcı; hayatı, çevremizi, insanı... Bu yüzden şöyle bi plan yaptım. Türk klasiklerini , daha doğrusu romanlarını, ilkinden (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat) bugünkilere kadar okuyacağım, popülerlerden başlayarak. Kitabın yazıldığı dönemin tarihini de okuyacağım. Tanzimattan bu yana nasıl bir toplum olup, nasıl bir değişim gösterdiğimizi görmek için.

Aaaa bir de adımın neden Neşe Rüzgarı olmasını istediğimi anladım. Yaşar Kemal diyor ki, benim romanlarımı okuyanlar, insanı sevsin, hayatı, doğayı... Savaşa karşı olsunlar, insanın doğa gereği içinde taşıdığı iyimserliği keşfetsinler. Ben de iyi şeyler yazmak istiyorum. Güzel şeyler... Hayatta kötü şeylerin olabildiği, ama yine de bir A. Kadir deyişiyle başımıza gelen bütün bu şeylerin, dünyada olmamaktan daha iyi olduğunu söylemek istiyorum.

Altı Çizili Cümleler

Unutmayalım ki, bir ülkenin insanlarının onuru en azından toprağı kadar kutsaldır.
Benim inancım şudur ki, her gün yeni bir dünya doğuyor. Yeni, bambaşka. Bizim felaketimiz, biz alışkanlıklarımızın, kolaylıklarımızın, donmuşluğumuzun tutsaklığındayız. Uykudayız. Dünyayı gözü açık yaşamak, hem de dopdolu, yepyeni yaşamak, o kadar kolay iş değil.
İzlenecekler

Gandhi'nin hayatını anlatan bir film vardı ya, onu. Pasif direniş nasıl bir şeymiş, merak ediyorum.

Okunacaklar

Kürt edebiyatından seçmeler, Türk ve dünya klasikleri
Yaşar Kemal romanları
Komunist Manifesto ve Kapital
Mehmet Ali Aybar- özellikle güleryüzlü sosyalizmi tanımak için

18 Haziran 2011 Cumartesi

Düzeltme

Bi önceki yazımda hata etmişim. "Sen kimsin ki eleştiriyorsun?" tepkisine bir önhazırlık yapmışım, ama yanlış olmuş. Ben zaten okuduğum kitapları eleştirmiyorum. İyi ya da kötü, kitapların bende bıraktıklarını paylaşıyorum. Hayat serüvenimi hangi yönde etkilediler, beni nereye taşıdılar onu anlatmak istiyorum. Kendini bilmezliğin, eleştiri falan demenin lüzumu yok:)