Neler oluyor bu yazıya? Oysa kitap canlandırmıştı beni, aşklandırmıştı. Onu diyecektim. Yine bir olmak yerine görünmeyi tercih edişin irdelemesine dönüştü yazı ve kimse beni anlamıyor yakınmasına. O yüzden şimdi susuyorum ve kitaptan bazı satırlar ekliyorum.
"Kimi insanların başkalarıyla arası bozuktur, kendileriyle arası bozuktur, yaşamla arası bozuktur. Bu kişiler tiyatro oynar ve oynadıkları oyunun metnini, yoksun bırakıldıkları şeye göre yazar. Ama işin kötü yanı, bu kişilerin, yazdıkları oyunu tek başlarına oynayamamalarıdır. Dolayısıyla, başka oyuncuları da kendi oyunlarında rol almaya kışkırtırlar.
Dışarıdaki adamın da yaptığı tam olarak bu. Hınç almak istiyordu, araç olarak da bizi seçti. Onun yasağına boyun eğmiş olsaydık, bunu yaptığımıza şu anda pişmanlık duyacak, dayak yemiş gibi hissedecektik kendimizi. Onun hımbıl yaşamının ve yoksunluklarının bir parçası olmayı kabullenmiş olacaktık.
Bu adamın saldırganlığı apaçık ortadaydı, dolayısıyla onun oyununa gelmemek bizim için kolay oldu. Ne var ki bazıları da, kendilerini kurban gibi gösterip, yaşamın adaletsizliklerinden yakındıklarında, bizim kendilerine figuranlık etmemizi isterler.Onları onaylamamızı, düşüncelerine katılmamızı isterler. Dikkat et! Böyle bir oyuna katıldığımızda her zaman zararlı çıkarız."
" O zamana kadar olmayı sürdürdüğüm kadına bakıyordum karşıdan: Zayıf, ama güçlü olduğu izlenimini vermeye çalışan bir kadın. Her şeyden korkan, buna karşın bu duygunun korku değil, gerçeği bilen birinin bilgeliği olduğunu söyleyen bir kadın. Eski mobilyaları parlaklığını yitirmesin diye, güneşin neşesinin süzüldüğü pencerelerine duvar ören biri.
...Aşk her zaman yenidir. Yaşamımızda bir kez, iki kez, on kez sevmiş olmamızın önemi yok- kendimizi her zaman bir bilinmezle karşı karşıya buluruz..."