Kitapla ilgili olumsuz duygularımla başlayayım yazmaya. (Nobel ödüllü bi yazarı eleştirmenin 23 yaşındaki benim haddim olmadığını düşünenler olabilir, ama bu benim pencerem, benim algım, banane:)...) Beş yüz seksen altı sayfaya gerek var mıydı bu kitabın şu an neyse o olması için? Ben daha kolay bi dil isterdim yazar olsam, daha öz bi öykü. Görmezden geldiğim tespitler mi var bunları yazarken? Yooo, aslında Türk erkeği genellemeleri gayet gerçekçi ve yerindeydi. Tıpkı bekareti aşmaya çalışan "modern" kadınlarda olduğu gibi. Kadın deyince, ben anlamadım Füsun kimdi? Ne istedi Füsun?Neden ölüme attı kendini?
Bir de ben yazar olsam dedim ya, ben daha iç açıcı şeyler yazmak isterdim. Bu kitap her ne kadar Kemal Bey mutlu bi hayat yaşamış olduğunu söylese de, benim içimi kararttı.
Ama kendime dair çıkarımlarımla iç içe geçti bazı satırlar. Ben günlük tutarken bazen sayfalara bilet, foto, dergilerden kesilmiş bi resim, yaprak vs. yapıştırıyorum, ama erteliyorum bazen de bunu. Sonra defterin arasında, orada burada derken kayboluyorlar. Daha çok yapmak istediğime karar verdim bunu. Sonra aşk algımı sorguladım, aşık olabilirliğimi... Ne kadar uzak hissetsem de yeni neslin ne kadar parçası olduğumu hissettim. Hep en mühim biziz artık, bizim hayatlarımız... Başka birinin yitiminin tüm hayatımızı, çok kıymetli hayatımızı değiştirmesi ne düşük bi ihtimal. Çünkü hepimiz içten içe aptalca buluyoruz "fırsatları kaçırmayı". Biz her şeyi yakalamak istiyoruz, her anı, her tecrübeyi yaşamak. En önemli şey yaşamımız, ama sanki bu yaşamın içini boşaltan, onu renksizleştiren bi şey. Yaşamın bileşenlerini önemsemeden kendisini önemsemek, sanal bi algı sanki.
Kitabın bana olumlu gelen tarafı zihnimde tetiklediği bu sorgulamalar. Bir de aşağıda aktaracağım favori satırlar ve alıntılamaya üşendiğim nicesi...
Ama not alınmış satırları aktarmadan şunu da söyleyeyim, Orhan Pamuk'u bir yabancı gibi okuyorum sanki. Belki Türk toplumuna dışarıdan bakmasıyla ilgili bi durum bu, belki iyi bi gözlemci olmasıyla. Ama sanki parçası olduğu bi şeyi anlatıyor gibi gelmiyor bana. Bilmem ifade edebildim mi? Bazen sanki batıya yazıyormuş gibi hissettirdi bana, belki dünyanın diğer kısımları çok fazla geçmediğinden romanda. Her neyse alıntılara geçeyim ben en iyisi ve uzuuuun bi süre bekleyeyim bi Orhan Pamuk kitabı daha okumak için.
Tabi ki şu cümle: "Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
"Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığını bilmez."
"Bir insanın, başka fırsatları olmasına rağmen onları reddedip sürekli aynı kişiyle sevişmek istemesine, bu mutluluk verici duyguya aşk denirdi."
"Oğlum, bir kadına, zamanında, iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım."
"Böyle durumlarda sözler değil, tavırlar, acımızın hakikiliği hatta gücü değil, çevredeki havaya uyum yeteneğimiz önemlidir."
" 'Her akıllı insan hayatın güzel bi şey olduğunu, amacının da mutlu olmak olduğunu bilir.' dedi babam üç güzel kızı seyrederken. 'Ama sonra yalnızca aptallar mutlu olur. Nasıl izah edeceğiz bunu?' "
"Hayat sanki benden uzaklaşmış, o güne kadar hissettiğim gücünü ve rengini kaybetmiş, eşyalar bir zamanlar hissettiğim (ve hissettiğimin de ne yazık ki farkına varmadığım) güçlerini ve hakikiliklerini yitirmişlerdi."
"Çünkü benim dünyamda yaşayan ve benim durumuma düşen Türk erkeklerinin çoğu gibi ben de, delice aşık olduğum kadının aklından neler geçirdiğini, onun hayallerinin ne olduğunu anlamak yerine, onun hakkında hayaller kuruyordum yalnızca."Eee, sıradaki kitap ne olsa ki?

