12 Nisan 2011 Salı

Şu Kader Ne Ola ki?

On beş dakika önce (ben yazarken bir saat oldu bu:)), boşa vakit harcadığımı düşünerek dertlendiğim bi ortamda, defteri kalemi çıkarıp yazmaya başladım. "Keşke başka türlü yapsaydım!" şeklinde başlayan yazı, "Belki de hayatta olan şey, olabilecek tek şey o olduğu için öyle olur." diye bitti (Bir yerlerde tanışmışım bu fikirle, kimden bilemedim şimdi, Schopenhauer olabilir mi?). Son dediğim doğruysa, pişmanlık anlamsız. Ancak şu anı değiştirme arzumuzun tetikleyicisiyse, pişmanlık faydalı diyebiliriz. Neden pişmanlık diyorum ki, mutluyum ben bugünle ve düşünüp taşındım pişman da değilim. Şunun farkına vardım ama; daha doğrusu geçmişten şunu çekip çıkardım:

İnsan; içeriye, yani kendi içerisine bakan pencerelerine perde çekmemeli. İçeride rengarenk kıvılcımlar patlarken, neler oluyor diye sorduğunda, cevapsız bırakıp arkasını dönmemeli bu pencerelere. Çünkü çok şey olup biter perdeler kapalıyken ve insan neden kendinin mahremi olsun ki? İçeri-den bihaber geçen bi hayat ne ifade eder ki?

Bazen hayat kaçırdığımız fırsatları tekrar sunuyor bize. Bunun için çok şanslı olmak mı gerek, yoksa hayat olması gereken şeyi mi dayatıyor; işte bunu bilmiyorum. Ama kaçırdığım pek çok fırsattan sonra, içime açılan pencerenin perdesini araladım. Orada bir şeyler varmış, görmemişim,  geçmişim, bakmamışım. Şimdi diyorum ki iyi ki hayat bana o pencereden bakma fırsatını verdi beklenmedik bir rüzgarıyla perdemi aralayarak. Ama artık her şeyi de hayattan beklememek lazım değil mi? Yeni güne başlarken, sıyırayım perdelerimi yavaş yavaş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder