19 Mayıs 2011 Perşembe

12 Temmuz 2009 Tarihli Bi Yazı

Bugün bambaşka bir odada başladım güne. Farklı bir pencereden, ilk kez gördüğüm bir manzaraya baktım. Güneş doğalı epey vakit geçmişti. Ahşap pencerenin kenarına sığmaya çalıştım. Güneşe çevirip yüzümü, gözlerimi kapattım. Isındım. Kendimi düşündüm. İlk kez konuştuğu bir insanı yakın bulunca, hani kırk yıllık dostmuş gibi muhabbet edince şaşkınlıkla karışık bir sevinç duyar ya insan, haftalar sonra karşılaştığım kendimle ilgili ben bunları hissettim.

Biyografileri sevdim hep. "Bir Dinazorun Anıları"nı da "Adı: Aylin"i de orta okulda okudum. Belki yaşlılık ve hayatın sonu fikrini zihnimde erken oluşturmamdan, geriye bakacağım bir gün olacakmış gibi geldi hep. Belki sallanan bir koltukta oturup, eski fotoğraflarla ve günlüklerle bugünü düşüneceğim. O yüzden annem torunların için aşk yaşayacaksın diye küçümsedi hep, ama ben gerçek bir yaşam bırakmak istedim. Satırlara, fotoğraflara, yaşadığım yerlere, insanlara... Yapamadım. Kaçtım çünkü kendimden, kendimin bu olduğu gerçeğinden. Tıpkı Jacob'un boyunun benden kısa olmasından kaçtığım gibi kaçtım. Ne yalancı bir ölümdü bu kaçış, ne yalancı bir varoluştu bu yaşayış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder