Pazartesi gelmiş bile, bir saat kırk beş dakika önce. Eminim birçok insan sendromlu sendromlu işe, okula, bir yerlere gidecek. Ben mi? Yok, yaklaşık üç aydır bende pazartesiler sıkıntı yaratmıyor, çünkü aylağım. Yüksek lisansta zorlu iki tezi geride bırakınca, kendime biraz zaman tanımaya karar verdim. Hem dinlenmek, hem de hayatımın kalanına yön vermek için. Dolayısıyla bir süredir yapmayı ertelediğim şeylere vakit ayırabiliyorum. Daha çok kitap okuyorum mesela, zaten Türkçe kitap okumayı özlemişim. Sonra yeniden keman kursuna başladım. İki kez başlayıp bıraktıktan sonra, bu kez inatla öğrenmeye karar verdim.TEGV'e gönüllü oldum, ufak ilçemin ufak tiyatro grubuna katıldım ve haftada üç gün provalara gidiyorum. CHP'ye üye oldum çünkü bu seçimlerde AKP'nin kazanmasını kesinlikle istemiyorum. Tüm bunlara eklemek istediğim birkaç aktivite daha var. Ama şimdilik ikisini anacağım: yazmak ve meditasyon yapmak.
Daha önce meditasyon yapmayı denedim, yaklaşık on kez herhalde. Ama farklı zamanlarda ve rutinimi oluşturamadan. Dolayısıyla nirvanayla henüz tanışamadım:).Bu günlüğü de şu yüzden yazıyorum, ben meditasyon konusuna yabancı sayılırım. Yeni yeni deneyimleyeceğim şeyleri, kendimde gözlemlediklerimi ve konuyla ilgili öğrendiklerimi paylaşayım ki, meditasyona yabancı gözlerle ama merakla bakanlara bir faydam olsun, tabi bir yandan da anlatayım, içimdekileri sizinle paylaşayım.
Şimdi gidiyorum. Bu gece ilk meditasyon gecem, bakalım nasıl olacak? Daha fazla şey yazacağım meditasyona dair, ama saat daha da ilerleyip bana uyku çökmeden gideyim.
Umarım canlı bir pazartesiye uyanırız:). Gerekirse de canlandırırız, değil mi ama?!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder