Az sonra benim için "teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta" diye bağıran bir yazı okuyacaksınız. Ben önceden uyarayım da, sonra imamın bir dediğine bak, bir de yaptığına demeyin. Diyeceğim o ki doğruluklarını bildiğim halde aşağıda yazdıklarımı ben kendime belletemedim. İnsan zihni böyle bir şey işte, özellikle anlık kararlara meyilli bir insansanız sizi geçmişten kalma korku ve diğer bilumum duygu tortusu yönlendirir. Tüm o zihin çıkarımları, düşünmeler vs. nasıl karar verdiğinizi göz önünde bulundurmadığınız müddetçe bir işe yaramıyor. Karar aşamasında insan kendini dürtmeli, "Aha, yine aynı hatayı yapıyorum." diye. Ve bilinci devreye sokmalı. Bu yüzden bilinç üstüme bir iki egzersiz yaptırayım ben şimdi.
"İnsanlar düşünmekten kaçarlar.". Bu cümleyi birçok kez duydum, ama hiç üzerime alınmadım. Ben düşünüyordum kendime göre. Zannediyordum ki "Doğru mu yaptım, yanlış mı?" diye kendini buhranlara sokmak tefekkürdür. Daaaaaaaat! Yanlış, hiç de öyle değil. Benim düşündüğümü, düşünebildiğimi düşünmem gerek. Yani ne zaman düşünmem gerektiğini kestirmem gerek ve bunu nasıl yapmam gerektiğini. Şöyle ki bir hata yaptıktan sonra, kendimi pişmanlığa ve bu hatanın mükemmeliyetçiliğimin üzerinde bıraktığı kara lekenin nasıl iğrenç durduğu fikrine kaptırmam düşünmek değil. İnsanın yetisi zaten burada kendini göstermeli. Ben içine düştüğüm fikir ve duygu çukurunu görüp, bunu yönetmeliyim. "Heeeey!", demeliyim kendime. "Bi sorun varsa çözeriz, ama bu ölmek üzereyim hissiyatı da ne oluyor?"
Şimdi ben bakıyorum geçmişe, yok etmek istediğim birçok hata. Başka türlü olabilir miydi? Evet, ama ben ben olmasaydım ancak başka türlüsü mümkündü. Zaaflarım, korkularım farklı olsaydı o hatalar olmazdı. Ama öyle bir şık yoktu ki. Bazen insan hatalarından ve kendinden öyle iğrenir ki daha fazla hata yaparak cezalandırır kendini. Ya da battıysa daha da batmak ister, sanki dibe çarpacak ve o an kendi hayatının büyük patlaması gerçekleşecek, yeni kendilik evreni yaratılacaktır. Ama öyle olmaz, eskilerin dediği gibi beterin beteri hep vardır ve bu yüzden bir yere ulaşacağını sanıp daha da batırırken insan kendini sadece yüzeyden biraz daha uzaklaşmış olur. Sanırım bu söylediklerimin benzerlerini Ece Temelkuran depresyon için söylemişti. Belki de zihnimizin genel bir eğilimi bu.
Bu yazının bir bütünlüğü yok. Ne fikir şeması, ne bir şeyler söyleme çabası. Sadece kendime yardım etmeye çalışıyorum. Pişmanlıklarım arasından bir yol açmak ve geleceğime yürümek istiyorum. Zihnime bir bahçıvan olmak, onu tüm yabani otlardan temizlemek istiyorum. Geçmişe takılmadan, "Karar ver ve yürü!" demek istiyorum kendime. "Sürekli yürü, çünkü hayat durmuyor ve ben aynı hizada kalmak istiyorum onunla yol üzerinde.". O yüzden "bağışlamak", bunu öğrenmem gerekiyor.
Her neyse, bu da böyle bir yazıydı işte...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder