Bir hafta sonra tam bir yıl olacak ben Türkiye sınırlarına gireli. Ne de özlemiştim Türkçe konuşmayı, okumayı, duymayı... İnsan ilişkilerinin esnek kurallarını, yemekleri, güneşli günleri ve berrak gökyüzünü... Bireyselliğin sınırlarını yer yer aşabilmeyi, söz konusu dostun olduğunda... Ve daha birçok şey muhtemelen, şu an hatırlamadığım...
Ama bugün elime geçen Hollanda kültürünü anlatan kitapla da şunu çok net fark ettim ki orada olmayı da özlemişim bu yıl içinde. Din ve inançlar, hayat görüşleri hakkında rahatça konuşabilmeyi, istediğim saatte istediğim yere kadın başıma(!) gidebilmeyi, bir dükkanda sıramı yitirmekten korkmamayı çünkü benden sonra gelen birine tezgahtarın o kişi ne derse desin bakmayacağını bilmeyi, birey olarak tercihlerime saygı duyulduğunu görmeyi çok ama çok özlemişim.
Türkiye'de yaşamaya karar verdim, evet. En azından bir süreliğine... Ama Hollanda'dan edindiğim ve sevdiğim izleri taşıyabilecek miyim burada? Kendim olabilecek miyim, özgür olabilecek miyim? Yoksa toplum beni ezmesin diye uğraşırken yitirecek miyim benliğimi? Bir Çetin Altan deyişiyle enseyi karartmayayım. Sadece bilincim açık olsun, yitirmezden evvel yakalayayım kendimi.
Ah, ne olacak bizim bu ülkeyle imtihanımız?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder