28 Temmuz 2011 Perşembe

Kahramanlar Hep Erkek’ten Neler Kaldı?


Bu kitabın bende ne bıraktığını anlatacağım bu yazı ya çok kısa olacak, ya çok uzun…

Kitap kadın karakterlerin başından geçen ya da geçebilecek öykülerden oluşuyor. Aslında erkeklerin kadınlara neler yaptığını anlatıyor. Biraz da kadınların kendilerine neler yaptıklarını… Duygu Asena’nın karakterlerinin isimleri belli, ama bu bile beni az önceki cümledeki kadın ve erkek genellemesini yapmaktan alıkoymuyor.

Az önce söyledim ya çok uzun ya çok kısa yazacağım diye; bunun sebebi bu konuda çok dolu olmamdan çok, karakterimi büyük oranda kadınlık sorunu üzerine inşa etmiş olmam diye düşünüyorum. Bu bilinçli bir tercih değildi. En azından on sekiz yaşından sonra yaptığım bir feminist olma seçimi değildi. Ben geleneksel ama modern olma iddiasında bir evde açtığımda gözlerimi hayata, ilk duyduğum hikaye annemin neden sadece ilkokulu bitirdiği üzerineydi. Ve diğer iki kız kardeşinin… Dayımaysa okuma şansı verilmiş, ama kendisi reddetmişti.

Annem günlerce ağlamış okula göndermiyorlar diye, kimse oralı olmamış. Köyde ortaokul yokmuş, ilçeye yatılı giden kızların da ne olacağı belli değilmiş! Zeki bir kadındı annem, okula gidebilseydi pek çok şey yapabilirdi. Hoş, zeki olmasa da yapabilirdi; yeter ki kendisine fırsat verilseydi.

Ben bunun öfkesiyle başladım hayata. Cinsiyetçi replikleriyle Yeşilçam filmleri, çevrede oğulları olmasını isteyen aileler, erkek olmak üzerine methiyeler düzen akrabalar, tanıdıklar ve daha nicesiyle de öfkem pekişti. Sadece cinsiyetlerine bakarak insanlara sabit roller veriliyordu ve insanlar sırf kadın oldukları için hayatlarını yaratma hakkından mahrum bırakılıyordu. Ben buna direndim, çocukluk aklımla maç yaparak direndim, kavgadan kaçmayarak, yeri geldiğinde efelenerek, belki pembe yerine inadına maviyi severek direndim.

Bugün geçmişe kıyasla ilerleme kaydettiğimiz söylenebilir, ama bu hala kadınların içinde yaşamayı istediği bir toplum olduğumuz anlamına gelmiyor. Namus etiketiyle işlenen cinayetler, kadına uygulanan şiddet gibi korkunç rezillikler bir yana; modern saydığımız ortamlarda bile kadına uzaylı muamelesi yapılıyor, tam bir ikinci cinsiyet muamelesi. Anlaşılamayan, hiçbir zaman da anlaşılamayacak, “normal” yani “norm olan erkek” olmayan cinsiyet. Üniversite ortamında mesela… Sorun bakın, üniversiteli ya da üniversite mezunu erkekler, kadınlar hakkında ne düşünüyor. Erkekler, kız arkadaşları, sevgilileri, eşleri ve onlar üzerinde sahip olduklarını vehmettikleri haklar üzerine neler düşünüyor? Peki ya kadınların kendi soyadlarını taşımaları ve dokuz ay karınlarında taşıdıkları çocuklarına bu soyadını verme hakkı üzerine?

Ben ne zaman soyadından bahsetsem, “Burçin, sen de yani; tüm meseleler bitti, bir bu mu kaldı?” tepkisini alıyorum erkeklerden. Bir kısmı açıkça “Olmaz öyle şey!” derken (“Sen kim oluyorsun?” diye bağırmak istiyorum bazen onlara, “Kim oluyorsun da bana senin soyadını taşımak zorunda olduğumu söylüyorsun?”), bir kısmı da “Bence önemli değil.” diyor. Oysa önemli olmadığını söyleyenlerin bir kısmı, “Madem önemli değil, bundan sonra kadın soyadı versin yeni nesle, bir de böyle deneyelim.” dediğinizde, “Ne gerek var!” diye şiddetle çıkışıyor. Ama beni esas rahatsız eden, kadınların bu konuyu bu kadar rahat kabullenmeleri, karşı çıkmamaları. Çoğu erkek sizin soyadınızı taşımayı kabul etmeyecek kadar ego sahibi, peki siz, sizin egolarınız, benliğiniz? Hayata başladığınız soyadının sizin için hiç mi anlamı yok?

Daha yazabileceğim çok şey var. Ama en büyük kızgınlığım çağdaş olma iddiasında olup da, kadına ya da insana saygı duymayan erkeklere ve kadınlara. Yalan söylediği insana hayat arkadaşım diyebilenlere… Burada konu kadın meselesinden çıkıyor, ama zaten esas mesele kadınlık değil. Tüm haksızlıkların önüne geçebilecek genel çerçeve şu ki,  herhangi bir ilişki içinde olduğumuz kişiye cinsiyet ve milliyet gibi doğar doğmaz edindiği kimliklerden bağımsız olarak, bir insan ve birey olarak saygı göstermek. En azından saygı gösterme şansı verip, bu saygının sürüp sürmemesine davranışlarını temel alarak karar vermek.

Herkesin bilip de, çoğumuzun uygulamadığını bir de ben yazayım dedim.

Özetle, bu kitap bana içimde haksızlıklara karşı duyduğum öfkeyi tekrar gösterdi. Daha saygı-sevgi dolu ve özgür bir dünya dileğiyle…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder